Bitim sayfa

Yazdır
PDF

"Bir kalpte iki sevgi olmaz!"

“Bir kalpte iki sevgi olmaz!”



Tâbiîn’den olup, Irak’ta yetişen Bekir bin Abdullah Müzenî hazretleri, bir gün sevdikleriyle oturmuş, onlarla sohbet ediyordu.

Bir ara onlara;

“İyi amellerimin içinde en değerlisi, Allah dostlarına karşı olan sevgim ve muhabbetimdir” buyurdu.

● ● ●

Çok mütevâzı idi.

Bir gün Arafat’a çıktı.

O kalabalığı görünce;

“Bunca insanın arasında eğer ben olmasaydım, Allahü teâlâ hepsini affederdi” dedi.

● ● ●

Bir gün de bir gence;

“Evlâdım! Din kardeşlerinden bir cefâ, sıkıntı görürsen bil ki bu, işlediğin bir günahtan dolayıdır. Hemen pişmân ol, tövbe et” dedi.

Genç sevinip;

“Biraz daha söyler misiniz efendim” diye rica etti.

Büyük velî;

“Eğer din kardeşlerinden bir iyilik görürsen, bu da, yaptığın hayırlı bir işin netîcesidir, bunun için Allah’a şükret” buyurdu.

● ● ●

Bir gün de sevdiği bir talebesi;

“Efendim, herkes tarafından sevilmek istiyorum, bana ne tavsiye edersiniz?” diye sordu.

Büyük zât;

“Sevilmek istiyorsan, sen kendini sevme. Çünkü bir kalpte iki sevgi olmaz. İnsan, ya Allahü teâlâyı sever, ya da kendini. Kendini sevmezsen, seni herkes sever. Kendini seversen, seni kimse sevmez” buyurdu.

Yazdır
PDF

"Her bid’at, bir sünneti yok eder"

“Her bid’at, bir sünneti yok eder”



Sünnete giden yol; bid’atten kaçmak, bir tasavvuf büyüğünü tanımak ve eserlerini okumaktır…

 

Ebü’l-Abbâs Venşerisî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 834 (m. 1430) senesinde Cezayir’de Tlemsan’da doğdu. 914 (m. 1508)’de vefât etti. Derslerinde buyurdu ki:

Şunu iyi bilmek gerekir ki, bid’atle beraber olan ne namaz, ne oruç, ne sadaka gibi ibâdetler, ne de kurbetler kabul edilir! Bid’at sahibi ile beraber olanda ismet sıfatı yok olur. Bid’at sahibinin yanına giden, ona tazim ve hürmette bulunan kimse, İslâmın yıkılmasına yardımcı olur. Düşmanlık ve buğza vesile olur. Her bid’at, bir sünneti yok eder. Bid’at sahibi kimseye, Allahü teâlâ gazap eder. Bişr-i Hafî buyurdu ki:

“Resûlullah efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyamda gördüm bana;

-Yâ Bişr! Biliyor musun, Allahü teâlâ seni akranların arasında niçin yükseltti? buyurdu. Ben de;

-Hayır yâ Resûlallah, deyince;

-Sünnetime yapışman, sâlihlere hürmetin, arkadaşlarına nasihatin, Eshâbıma ve Ehl-i beytime muhabbetin yükseltti, buyurdu…

Yahyâ bin Muâz şöyle buyurdu: “İnsanların ihtilâflarının hepsi, şu üç şeyden dolayıdır. Bunların her birinin zıddı da vardır. Aslın olmadığı yerde, zıddı bulunur. Tevhîdin zıddı şirktir. Sünnetin zıddı bid’attir. Tâatın zıddı günahtır.”

Ebû Ali Hasen bin Ali Cürcânî şöyle buyurdu: “Kişinin saadetinin ve ibâdetlerin ona kolay gelmesinin alâmeti, bütün işlerinde sünnete uymak, sâlihlerle sohbet etmek, dostlarına karşı güzel ahlâklı olmak, ilâhî marifet ve insanlara muhabbet ile bezenmek ve vakitlerini değerlendirmektir.”

Ebû Ali Hasen yine buyurdu ki: “Sünnete giden yol; bid’atten kaçmak, Eshâb-ı kirâmın icmâına uymak, bozuk din adamlarından uzaklaşmak, bir tasavvuf büyüğünü tanımak ve eserlerini okumaktır.”

Zünnûn-i Mısrî, birisine şöyle nasihatte bulundu: “Senin yanında en tercih edilen ve en sevilen şey, Allahü teâlânın farz kıldığı emirlerini yapmak ve yasak kıldığı şeylerden sakınmak olsun. Çünkü Allahü teâlânın sana emrettiği ibâdetler, kendin için seçtiğin, güzel gördüğün amellerden daha hayırlıdır ve daha yüksektir. Kulun farz olan ibâdetleri hakkıyla yapması, sakınılması lâzım gelen şeylerden gereği gibi sakınması gerekir. Çünkü kulu Rabbinden uzaklaştıran, imânın tadını duymaktan alıkoyan, sıdk ve doğruluğun hakîkatine kavuşmaktan ve âhirete bakmaktan kalpleri alıkoyan, Allahü teâlânın kalbe, kulağa, göze, dile, ele, ayağa, karına ve daha başka uzuvlara dâir emirlerine gereken ehemmiyeti vermemektir.”

Yazdır
PDF

Her hastalığın ilacı vardır

Her hastalığın ilacı vardır



“Allahü teâlâ, her hastalığın ilacını yaratmıştır. Yalnız, ölüme çare yoktur.”

 

Sual: İnsanın dünyada yakalandığı, sebebi bilinsin veya bilinmesin her hastalığın tedavisi, ilacı var mıdır?

Cevap: Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki; her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak lazımdır. Her şeyin yaratılmasında müşterek, ortak olan manevi sebep, sadaka vermek, yetmiş kere Estağfirullah min külli mâ kerihallah duasını okumaktır. Bu iki manevi sebep, maddi sebepleri bulmaya da yardım eder. Peygamber efendimiz;

(Allahü teâlâ, her hastalığın ilacını yaratmıştır. Yalnız, ölüme çare yoktur.)

(Hastalıkların başı, çok yemektir. İlaçların başı, perhizdir.)

(Hastalarınızı, sadaka vererek tedavi ediniz!) buyurmuştur.

İnsan hasta olmamaya dikkat etmelidir. Bunun için de, İslâmiyete uygun yaşamak lazımdır. İslâmiyete uymakta gevşek davranarak, hasta olan kimse, ilaç almalı, perhiz etmeli ve fakirlere sadaka nezir etmeli, adakta bulunmalı ve sık sık sadaka vermelidir. Perhiz, yani rejim yapmanın caiz ve lazım olduğunu, Teyemmüm âyeti göstermektedir.

(Su zarar verince, kullanmayın, teyemmüm edin!) mealindeki âyet-i kerime meşhurdur. Resûlullah efendimiz, hazret-i Ali ile bir eve gitti. Meyve getirdiler. Hazret-i Ali’nin gözleri ağrıyordu. Meyveden kendisi yedi. Hazret-i Aliye;

(Sen yeme! Göz ağrısına zarar verir) buyurdu. Pişmiş pazı ile arpa getirdiler.

(Bundan ye! Gözüne fayda verir) buyurdu. Ödemi olanlara;

(Su içmeyin! Suya perhiz ediniz!) buyururdu.

İslâm âlimleri, tıp ve tedavi üzerinde çok kitap yazdı. Bunlardan Dâvüd-i Antâkînin, Tezkiret-ü ülil-elbâb kitabı ve Türkçe Nusret efendi risâlesi, İbrahim Ezrakın, Teshîl-ül-menâfi kitabı, Ebû Abdullah Zehebînin, Et-tıbbün Nebevîsi çok kıymetlidir.

Perhizi, hadîs-i şeriflerden ve tecrübeli kimselerden ve tabipten, doktordan öğrenmelidir. İlaç kullanmak ve perhiz yapmak sünnettir. Vacip ve farz olduğu yerler de vardır.

***

Sual: Yırtıcı hayvanların eti, sütü, artığı yenebilir mi ve bunların içtiği artık su ile abdest alınabilir mi?

Cevap: Domuzun, köpeğin, yırtıcı hayvanların ve henüz fare yiyen kedinin artıkları, etleri ve sütleri kaba necasettir. Bunları yemek, içmek haramdır. Artıklarını abdestte, gusülde ve temizlikte kullanmak caiz değildir. İlaç olarak da kullanılmaz.

Yazdır
PDF

Rapor isteyip uçağa almadılar!..

Rapor isteyip uçağa almadılar!..



Not: Okuyucumuzun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Başakşehir Şubesiyle ilgili yaşadığı sorunla aynı gün yakından ilgilenen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Dr. Fatma Betül Sayan Kaya Hanımefendiye ve Başakşehir Şubesi yetkililerine çok teşekkür ediyoruz…

 

Ordu’dan İstanbul’a THY ile dönmek üzere OGU Havalimanına giderken bir önceki hava yolculuğunda oksijenimin düşmesi durumu sebebiyle temkinli davranmak istemiştim.

Check in işlemlerimi internet üzerinden yaptığım için biniş kartımı almak için gittiğimde görevliye önceki durumumu anlatıp sordum: “Oksijen tüpüm var. Bu tüpümle birlikte seyahat edebiliyor muyum?”

Görevli, telsizle bir yerler ile konuştu. Sonra oksijen tüpümü uçağa alamayacaklarını söyledi. Bunun üzerine ben de hiç sorun çıkartmadan tüpün havasını indirip bagaja verebileceğimi, ihtiyaç hâlinde uçakta bulunan tüpten yararlanabileceğimi belirttim ama sürpriz bir talimatla karşılaştım.

Çünkü bu defa içeriden gelen cevapta beni de uçağa alamayacaklarını uçağa binebilmem için raporumun olması gerektiğini açıkladılar.

Bu da nereden çıkmıştı!.. Her nefes darlığı hastası uçağa binerken rapor mu alması gerekiyordu? Oksijen tüpünden söz etmeseydim bana bu raporu soracaklar mıydı? Bu karar da nereden çıkmıştı? Şimdi ben bu kısa zamanda bu hasta hâlimde havalimanında nereden rapor alacaktım? Ne raporu alacaktım? Uçağıma nasıl yetişecektim?

Ben hasta hâlimde derdimi anlatmak, yetkili birilerine ulaşmak için havaalanında dört dönerken, çaba sarf ederken uçağım kalktı. Ve ben %93 engelli biri olarak sabah saat 05.00’te havaalanında tek başına kalakaldım. Uçağımı kaçırdığıma mı yanayım? Bu saatte nerede ne yapacağım ona mı yanayım? Kimseye derdimi anlatamadığım için kendimi yiyip bitirdiğime mi yanayım? İnsanlar çaresiz kaldığında gerçekten bir yetkili bulamayınca çıldırıyor… Bir insana yardımcı olmak bu kadar mı zor Allah aşkına ya? O an orada neler çektim anlatamam… Allah kimsenin başına vermesin…

Kahrederek, üzülerek ama çaresizlik sebebiyle uçağa binebilir raporu almak için sabah saat 09.00’da hastaneye gittim. Göğüs servisinde görevli sekretere durumumu anlattım. Sekreter de bana doktora danışmamı söyledi. İçerideki hasta çıktıktan sonra durumumu anlatmak ve ne yapmam gerektiğini öğrenmek niyetiyle doktorun yanına girdiğimde doktor sıranın bende olmadığını söyledi.

Hâlbuki ben içinde bulunduğum durumu anlatmak, ne yapmam gerektiğini öğrenmek için görevliler tarafından kendisine yönlendirildiğimi söylemeye çalışırken o yine beni dinlemeden dışarı çıkmamı söyledi ve telefona sarılarak görevlileri çağırdı. DEVAMI YARIN

Yazdır
PDF

Müslüman, Kâbe'den daha kıymetlidir...

Müslüman, Kâbe’den daha kıymetlidir…



Resulullah Efendimiz bir hadîs-i şerîfte buyurdu ki: “Bir Müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kâbe’yi 70 kere yıkmaktan daha günahtır.”

 

 

Müslüman, hayırlı insan demektir. Müminin hayırlısı, kendisinde altı haslet bulunandır: 1- İbadet eder. 2- İlim öğrenir. 3- Fenalık, kötülük yapmaz. 4- Haramlardan sakınır. 5- Kimsenin malına göz dikmez. 6- Ölümü hiç unutmaz…

Müslüman, hem Rabbimizin haklarına riayet eder, hem de  Onun kullarının haklarını gözetir. Bunun için, karşılaştığı ve görüştüğü her mümine selam verir veya onun selamına cevap verir. Selamlaşmak, Müslümanın din kardeşine dua etmesidir. Bu bir ibadettir. Ona, en iyi bir dilek ve temennide bulunmaktadır. Selam veren, “Allahın selamı, rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun!” diyerek, din kardeşine hayır dua etmektedir. Selamı alan da, mukabelede bulunarak aynı şekilde kardeşine dua etmektedir…

Müslüman, sahip olduğu imanı sebebiyle Kâbe’den daha kıymetli yaratılmıştır. Bir hadîs-i şerîfte, (Bir Müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kâbe’yi 70 kere yıkmaktan daha günahtır) buyuruldu. Yeryüzünde yaratılan en kıymetli mekân Kâbe’dir. (Kâbe görülünce yapılan duayı Allahü teâlâ kabul eder) buyuruldu. Kâbe’ye olduğu gibi, müminin yüzüne bakınca da, edilen dualar kabul olur. Kâbe’yi herkesin görmesi zor ise de, salih bir mümini bulmak kolaydır. Bu nimeti elden kaçırmamalıdır. Müminlerin, birbirine yaptıkları duanın en güzeli, birbirine selam vermesidir. Hele bir de selamlaşma ile birlikte müsâfeha ederlerse, birbirine olan sevginin ve muhabbetin de artmasına sebep olur…

Merhum Enver Ören Ağabey bir sohbetinde, kendisinin bir hâtırasını şöyle anlatmışlardı: “Bir arkadaşımla beraber, Seyyid Abdulhakîm-i Arvasî hazretlerinin talebelerinden Avukat Mazhar Efendinin ziyaretine gitmiştik. Kendisinden, Efendi hazretlerinden bir hatırasını dinlemeyi istirham ettik. O zaman Mazhar Efendi şunları anlatmıştı:

İstanbul-Karaköy semtinde bir yazıhanem vardı. Efendinin, İstiklal Caddesinde bulunan Ağa Camiindeki vaazına yetişmek için hazırlık yapıyordum. Tam o sırada, bir kadın yazıhaneme geldi. Sözünü kesmeden, uzatıp durdu. Vaazı kaçırmaktan korkuyordum… Nihayet ayrılıp gittikten sonra, hızlıca camiye gittim. Vaaza yetişmiştim. Fakat caminin arka taraflarında yer bulabilmiştim. Efendi hazretleri vaazında, selamlaşma ve müsafehanın ehemmiyetini anlatıyordu. Sünnet üzere nasıl müsafeha edileceğini cemaate göstermek için, uzak bir yerde olduğum hâlde beni çağırdı. Elini uzatıp, benim elime kavuşturdu. Sonbaharda yaprakları dökülen ağaç gibi olmuştum. Daha o anda vücudumdan bir yükün kalkıp, hafiflediğimi hissettim. Çok ferahlamıştım.”

Hepsinin ruhları şâd olsun! Allahü teâlâ  şefaatlerine kavuştursun!