Yazdır
PDF

Sağ ol sen İrfan Usta...

Sağ ol sen İrfan Usta…



“Biz de avuç avuç paralarımızı bize marka diye sunulan mağazalara aktarıyorduk…”

 

 

Gittim o firmadan marka ayakkabıyı aldım. Üzüntümü hiç sormayın. Bir taraftan anlı şanlı bir firma… Öte taraftan İtalya’yı ayağa kaldırma seansları… Sonra da bir çözüm üretemeden ayakkabıyı kullanamaz hâlde iade…

Eve gelirken bizim mahallenin eskiden beri ayakkabılarımızı tamir ettirdiğimiz ayakkabı tamircisi “İrfan Kundura” hatırıma geldi… Hoş, son zamanlarda bu marka takıntısıyla unuttuk kendisini… Eskisi gibi pençe yaptırmak, kundura topuklarına demir çaktırmak tarihte kalmıştı… Artık marka takılıyorduk!..

Biraz mahcup biraz ümitsiz çaldım kapısını. “Ustam kolay gelsin” deyip durumu anlattım dilimin döndüğünce…

İşin önemini ve vahametini anlatmak için bu ayakkabının ta İtalya’ya sorulduğunu filan anlattım…

Ayakkabıyı aldı eline, şöyle evirip çevirdi ve bana sordu:

“Sana nasıl bir rahatsızlık veriyor?”

“Ayağımın üst kısmına bası yapıyor.”

Hiç telaşsız ve mütevazı bir eda ile:

“Eğer iznin olursa içindeki tabanı çıkartalım yerine ince deri bir taban yaparsam sorun çözülür.”

“Sen nasıl istersen ustam” dedim.

Aldı ayakkabıyı, boya renginden kararmış parmakları ayakkabının içinde dans etmeye başladı.

Biraz sonra “bak bakalım” diyerek uzattı pabucumu… Aldım ayağıma giydim… Cuk diye oturdu…

Şaştım kaldım… “Ustam sağ ol be… Borcum ne” dedim.

“Pek bir şey yapmadım, ne gönlünden geçerse at bir şey” dedi…

Şu koca yürekteki şu mütevazılığa bakın Allah’ım… Dünya çapında ün yapmış koskoca marka diye reklam yapan ve bizlere kucak dolusu paralara ayakkabı satan bir firmanın bütün ekiplerinin bir ay uğraşıp akıl edemedikleri yöntemi, benim mahallemin ayakkabı ustası hem de hiç uğraşmadan cuk diye halledebiliyordu… Biz de avuç avuç paralarımızı o bize marka diye sunulan yerlere aktarıyorduk. Ahilik kültürünün son halkaları olan esnaflarımıza ve zanaatkârlarımıza sahip çıkmak aklımızın ucundan bile geçmiyordu…

Dedim ki: “Yine ne varsa bu tür mahalle aralarındaki ayakkabıcılarımızda var. Bakkalımızda kasabımızda, terzimizde var… Onlara sahip çıkalım. Diğerleri marka adı altında bize sadece satma peşindeler…”

O firmaların pahalı ürünlerini satarken ayakkabıdan anlayan ehli kişiler bile bulundurmaması işin ayrı bir vahim tarafıydı… Müşteriye verdiği değerin bir yansımasıydı… Sen çok yaşa İrfan Usta’m…

Rumuz: “Ahilik”-İstanbul