Bizim Sayfa

Bir ramazan ve bayram da böyle geçti

Bir ramazan ve bayram da böyle geçti



Hazreti Ali, eğlence ve neşe içinde gördüğü kişilere bunun sebebini sordu. “Bugün bizim bayramımızdır” cevabına karşılık (Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır) buyurdu.

 

 

Kavuşmakla şereflendiğimiz ve elveda diye uğurladığımız rahmet, mağfiret ve cehennemden azad ayı olan mübarek Ramazan-ı şerîfin her günü müminlerin bayramı idi. İnşallah bizlerden hoşnut ve razı olmuştur. Cenâb-ı Hak, bu mübarek ayın feyiz bereketinden layıkı ile istifade eden kulları zümresine bizleri de dâhil eylesin! Tekrarına kavuşmayı cümlemize nasip eylesin! Ramazan ayının gün ve geceleri, öyle mübarek zamanlardır ki, şan ve şerefinin büyüklüğü sebebiyle, cuma günü ve gecesi ile bu ayın otuz gün ve gecesinde ölen hiçbir mü’mine, o gün kabrinde azap yapılmayacaktır.

Allahü teâlâ, kendine iman eden ve oruç tutan kullarının günahlarını yakıp yok etmek için mübarek geceleri ve bir ay müddetle de Ramazan-ı şerifi yarattı. Günahlardan temizlenip Cennete böyle girmeleri için.. Aynen kirli elbisenin, temizlik makinesine girip tertemiz çıkması gibi… Bu temizlik işlemi, Ramazan-ı şerîfin birinci günü başlıyor ve otuzuncu günü, öbür taraftan tertemiz olarak çıkıyor. İman ederek oruç tutan ve sevabını Allahü teâlâdan bekleyen mü’min, mutlaka temizleniyor. Üç gün de bayramın hakkı olarak, bayram sonuna kadar temiz kalıyor. Peki ondan sonra? Kirli havaya mı, kirli etrafa mı bağlı, elinde olmayarak yine kirlenmeye başlıyor insan.

Allah adamı olan büyük zatların sohbetinde bulunanlar da, işte böyle oluyorlar. Onların yanında iken hâlleri değişiyor, kendilerini temizlenmiş hissediyorlar. Fakat oradan ayrıldıktan birkaç saat veya birkaç gün sonra o hava gidiyor, eskisi gibi veya daha kötü oluyor. Bunun sebebi, bizim günahlarımız ve suçlarımızdır. Bu hâl devam edemez miydi? Elbette, eğer hava kirlenirse bundan kim rahatsız olmaz ki? Şimdi etrafımızda işlenen günahlar ile hava çok kirlendi. Dolayısıyla, ne kadar temizlenirsek de, sokağa çıktığımız zaman bu kirli havayı teneffüs ettiğimiz için kalpler kararır. Havanın kirliliği, haram ve helâllerin karışmasından oluşmuştur. Eskiden haramlar ve helâller ayrı idi. Şimdi karmakarışık oldu. Büyük velî Abdulhakîm-i Arvâsî hazretleri, “Otuz sene, İstanbul camilerinde sadece imanı anlattım, insanlar imanla ölsünler diye uğraştım. Bu zamanda imanla ölen, ahirette pehlivan diye gösterilecektir” buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz, (Gülerek günah işleyenler, ağlayarak Cehenneme gideceklerdir) buyurmuştur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri şöyle haber veriyor: Birgün Hazret-i Ali “radıyallahü anh” efendimiz, bir kalabalığın içinden geçerken, onları eğlence ve neşe içinde gördü. Böyle eğlenip neşelenmelerinin sebebini sordu. Onlar da “Bugün bizim bayramımızdır” dediler. Bunun üzerine, Hazreti Ali “radıyallahü anh” efendimiz de; (Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır) buyurdu.

Bu vesileyle, bütün okuyucularımızın geçmiş Ramazan Bayramı’nı tebrik eder, dünya ve ahiret saadetine kavuşmamız için Cenab-ı Hakk’a dua ve niyaz ederim. Îydiniz saîd, ömrünüz mezîd olsun!

"Evliyânın himmeti dağı devirir!"

“Evliyânın himmeti dağı devirir!”



Türkistân’ın en büyük velîlerinden Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin kabr-i şerîfi Semerkant’tadır.

Bir talebesi vardı.

Ticâret işlerini yapardı bu büyük velînin.

Bir gün büyük bir kervanla ticâretten dönüyorlardı ki bir grup eşkıyâ ile karşılaştılar birden…

Herkes çok korktu.

Ama o, hiç korkmadı.

Kendi kendine;

“Bu, hocamın işidir, öyleyse o bana yardım eder” dedi.

Böyle düşündü…

Ve “hocasını” getirdi hatırına.

Ondan himmet istedi.

O anda bir güven geldi ona.

Kılıcını çekip saldırdı onlara!

Öyle ki;

Kendisini, sanki “üstadının şeklinde” buldu o anda.

Yâni kendisi değil de,

Üstâdıydı asıl saldıran.

Onlar, kalabalık bir gruptu.

Buna rağmen korktular.

Ve dağıldılar!

O talebe, seferden dönüp hocasının huzûruna geldi.

Olanları anlatacaktı.

Ama lüzum kalmadı.

Zîra hocası, ona;

“Zayıflar, kuvvetli bir düşmana rast geldiğinde, kendi kuvvetlerini düşünmeyip Allah dostu ‘velîler’den yardım isterlerse, Hakk teâlâ onlara yardım eder” buyurdu.

Ve ilâve etti:

“Hem öyle kuvvetli olurlar ki, düşman korkup darmadağın olur! Evliyânın himmeti dağı bile devirir. Sizin kurtulmanızın hikmeti de budur işte.”

Herkese merhamet etmelidir
Herkese merhamet etmelidir



 

“Yeryüzünde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olan melekler de, size merhamet etsin.”

 

 

Sual: Bir Müslümanın, herkese ve her mahluka karşı, merhametli, şefkatli mi olması gerekir?

Cevap: Müminlerin birbirlerine öfkelenmemesi, birbirlerine iyilik ve ihsan yapmaları, birbirlerini affetmeleri, merhametli olmaları emrolunmaktadır. Nitekim Âl-i İmrân sûresinin 133. âyetinde mealen;

(Rabbinizden mağfiret istemeye ve Cennete girmeye koşunuz. Bunun için çalışınız! Cennetin büyüklüğü gökler ve yerküresi kadardır. Cennet, Allahü teâlâdan korkanlar için hazırlandı. Bunlar, az bulunsa da, çok bulunsa da, mallarını Allah yolunda verirler. Öfkelerini belli etmezler. Herkesi affederler. Allahü teâlâ, ihsan edenleri sever) ve Hucurât sûresinin 10. âyetinde de mealen;

(Müminler, birbirleri ile kardeştir. Kardeşleriniz arasında sulh yapınız!) buyuruldu. Peygamber efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde;

(Birbirlerine merhamet edenlere, Allahü teâlâ merhamet eder. O, merhamet edicidir. Yeryüzünde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olan melekler de, size merhamet etsin) buyuruldu. Bunlara benzer daha birçok âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, öfkeyi yenmek, iyilik ve ihsan etmek emredilmekte, insanlık vazifeleri öğretilmektedir. Müslümanlara, hatta yeryüzündeki bütün mahluklara karış, şefkat edilmesini ve merhamet olunmasını emreden nice âyet-i kerime ve hadis-i şerifler de vardır. Peygamber efendimiz Mu’âz bin Cebel hazretlerine hitaben buyururlar ki:

(Ya Mu’âz! Takva üzere ol. Hep doğru söyle. Ahdine sadık ol, emanete hıyanet etme. Yetimlere merhamet et, komşunun hakkını gözet. Kimseye kızma, hep tatlı konuş. Her Müslümana selam ver. Kur’ân-ı kerimin yolu olan fıkıh bilgilerini öğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde ahireti düşün, hesap gününe hazırlan. Dünyaya gönül bağlama. Hep güzel, faydalı işler yap! Hiçbir Müslümanı kötüleme. Yalancı şahitlik yapma. Doğru sözü kabul eyle. İmâm-ı âdile yani devlete, isyan etme. Yeryüzünde fesat çıkarma. Her zaman Allahı zikret, hatırla. Gizli günahlara gizli tövbe et. Aşikâr günahlara aşikâr tövbe et!)

***

Sual: Oruç tutması haram olan günler var mıdır?

Cevap: Fıtır yani Ramazan Bayramının birinci günü ve Kurban Bayramının her dört günü oruç tutmak haramdır. Senenin bu beş gününde oruç tutmak, haramdır, günahtır.

“Malda, zekâttan başka hak yoktur”

“Malda, zekâttan başka hak yoktur”



“Zekât Müslümanların mallarını temizlemek için emrolundu. Zekâtı verilen mal kenz olmaz. Yani saklanan mal sayılmaz.”

 

Abdülgaffâr Cenabezî hazretleri hadîs âlimidir. 650 (m. 1252)’de doğdu. 732 (m. 1331)’de Mısır’da vefât etti. Naklettiği Hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Aralarında zinâ ve ribâ yayılan bir memlekette bulunanlara Allahü teâlânın azâbı helâl oldu.”

“Yabancı kadına şehvetle elini süren kimsenin kıyâmet günü eli boynuna bağlanacaktır. Onu öperse, dudakları Cehennem ateşinde yanacaktır.”

“Allahü teâlâ, kıskançlığı kadınlara ve cihadı erkeklere yükledi. Hangi kadın, bu emre iman ederek vazîfesinde sabır gösterirse, şehid olan mücâhid kadar sevap kazanır.”

“Kıyamet günü önce Âdem ile, sonra Mûsâ ile ve sonra Muhammed aleyhimüsselâm ile istigâse ederler.”

“Ümmetimden ilk olarak denizde gazâ edenler, elbette Cennete girecektir.”

“İki büyük asker birbiri ile harb etmedikçe kıyâmet kopmaz. İkisi de bir dâvâ uğruna dövüşür.”

“Hilâfet Medîne’de, saltanat Şam’da olur.”

“Onikinci halîfeye kadar, İslâmiyet aziz olur. Hepsi Kureyş’dendirler.”

“Ümmetim zındıklar arasında çoğalacaktır.”

“Ey ümmetim! Beni Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, fakir akrabâsı varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabûl etmez.”

“Zekâtını vermekle mallarınızı zarardan koruyunuz!”

“Zekât Müslümanların mallarını temizlemek için emrolundu. Zekâtı verilen mal kenz olmaz. Yani saklanan mal sayılmaz.”

“Bir müminin malı, onun gönlü rızâsı olmadan alınırsa helal olmaz.”

“Emîre isyan eden kimseye Cennet haramdır.”

“Âdil ve zâlim, her emîrin emri altında cihad ediniz!”

“Bozuk bir işi düzeltemediğiniz zaman sabrediniz! Allahü teâlâ onu düzeltir.”

“Zâlimin zulmünü değiştiremeyen, oradan hicret etsin!”

“Malda zekâttan başka hak yoktur.”

“Zekâtı verilen mal, yer altına gömülse de, kenz yani define sayılmaz. Zekâtı verilmeyen mal, açıkta bırakılsa da, kenz olur.”

“Müminin kalbinde buhl, yani cimrilik bulunmaz.”

“Yolda bir bid’at sâhibi ile karşılaşmamak için yolunu değiştir!”

“Bir kimse, tanıdığı bir din kardeşinin kabri yanından geçip, selam verince, onu tanır ve selamına cevap verir.”

“Meyyit, kendini yıkayanı, taşıyanı ve kabre koyanı tanır.”

“Bid’at sahibine hürmet etmek için yürüyen kimse, İslâmı yıkmaya yardım etmiş olur.”

Senin sözün senettir

Senin sözün senettir



“Dikkat ettim, delikanlıda bir tuhaflık vardı. Otobüse yetişmesine yetişmişti ama yüzünde bir üzüntü vardı.”

 

 

Yıllar öncesinde yine böyle bir bayram tatiliydi. Kurban Bayramı mıydı Ramazan Bayramı mı tam hatırlamıyorum ama bir bayram tatiliydi… Görev yerim Erzincan’dan çoluk çocuk otobüsle Erzurum’a gidiyorduk. O yıllarda hava yoluyla yolculuk yapmak bizim gibi vatandaşlar için hayal gibi bir şeydi.

Otobüs hareket ettikten kısa bir süre sonra arkamızdan bir taksinin selektör yaparak korna çalışarak bize yetişmekte olduğunu fark ettik. Otobüsümüz de hız kesip sağa yaklaşmaya başlamıştı bile…

Kim bilir nasıl bir acil durumdu?

Kaptan otobüsü sağa çekip park edince biz hepimiz elimizde olmadan pencerelere üşüştük. Kimimiz ayağa kalkıp şoför mahalline baktı derken taksiden bir delikanlının indiğini ve koşarak otobüse geldiğini gördük. Delikanlı çok telaşlıydı ama otobüse yetişmiş olmanın sevinciyle hiçbir şey umurunda değildi.

Şoförden özür diledi delikanlı:

-Abi kusura bakma. Otogarda ihtiyaç için gitmiştim. Döndüğümde aracın hareket ettiğini gördüm. Ben sizin yolcunuzum aslında. Bilet numaram…

Kaptan, babacan adamdı:

“Senin sözün senettir koçum, lafı mı olur, geç yerine otur!” dedi.

Delikanlı o heyecan ve panikle benim yanımdaki boş koltuğa ilişti. Şoför de hareket etmiş otobüsümüz yola revan olmuştu…

Dikkat ettim, delikanlıda bir tuhaflık vardı. Otobüse yetişmesine yetişmişti ama yüzünde bir üzüntü vardı. Neredeyse ağlayacak derecede göğüs geçirip duruyordu. Ellerini yüzüne kapatıp başını öne eğdiğinde dayanamadım. Acaba bir ölüm kalım meselesi mi olmuştu? Yoksa bu genç ağlıyor muydu? Onu o hâlde bırakamazdım…

Dayanamadım omuzuna dokundum hafifçe… Tedirgin yüzüme baktı:

-Canım üzüntünü gördüm, eğer yardımcı olmam gereken bir şey varsa diye sordum. Gurbete yeni mi çıkıyorsun? Askerlik filan mı?

-Yok bir şey abi…

Her ne kadar ağzı yok dese de beden dili içten içe yanıp kavrulduğu bir sıkıntı içinde olduğunu söylüyordu. Bu genci bu hâlde bırakamazdım. Samimi olduğumu kendisine hissettirerek yardımcı olabileceğimi söyleyip üzüntüsünün ne olduğunu öğrenmeyi başardım. Öğrendiğimde de çok üzüldüm.  Siz eğer o gencin kısık sesli ağlayışını duysaydınız siz de benim gibi üzülürdünüz…

Bir genç düşünün ki vatana asker… Bir genç düşünün ki gidip de gelmemek var, gelip de görmemek… Ve daha enteresanı o gencin ardından harçlık gönderecek hiç kimsesi yok… Garip her yerde garipmiş derler ya aynen öyle… DEVAMI YARIN

Mektubat

Tam Ilmihal

İslam Ahlakı

Namaz Kitabı

Hüseyin Hilmi Işık

button_HHI_Sesli2