Bizim Sayfa

Bu mübarek günleri iyi değerlendirelim...

Bu mübarek günleri iyi değerlendirelim…



Resulullah efendimiz, yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekât namaz kıldıktan sonra, “Ramazanda yirmi rekât teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur” buyurdu.

 

Rabbimize hamd olsun, bir ramazan-ı şerif ayına daha kavuştuk… Bu ayı fırsat bilmeli, Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

“Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir…”

Teravih, ramazan ayının mühim sünnetlerindendir. Teravihin cemaatle kılınması, “sünnet-i kifâye”dir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa da, sünnet ifa edilmiş olur. (Nimet-i İslam)

İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki:

Resulullah efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda yirmi rekât teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe)

Teravihin 20 rekât oluşu ve cemaatle kılınması, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Sünnet olduğu Eshab-ı kiramın icmaı ile sabittir. (Merakıl-felah şerhi)

Teravih namazı iki veya dört rekâtta bir selam verilerek kılınır, fakat iki rekâtta bir selam vermek daha iyidir.

Ta’dil-i erkân, Hanefî’de vacib, Şâfiî’de ise farzdır. Bunun için ta’dil-i erkâna riayet etmeli, teravihi hızlı kılmamalıdır…

Teravih namazına kalkarken ve teravih bitince okunacak dualar vardır.

Başlarken şu dua okunur:

“Sübhane zil mülki vel melekût. Sübhane zil izzeti vel azameti vel celali vel cemali vel ceberût. Sübhanel melikil mevcûd. Sübhanel melikil ma’bûd. Sübhanel melikil hayyillezi la yenamü ve la yemût. Sübbûhun kuddûsün Rabbüna ve Rabbül melaiketi verrûh. Merhaben, merhaben, merhaba ya şehre Ramezan. Merhaben, merhaben merhaba ya şehrel-bereketi vel gufran. Merhaben, merhaben, merhaba ya şehret-tesbihi vet-tehlili vez-zikri ve tilavet-il Kur’an. Evvelühû, ahiruhû, zahiruhû, batınühû ya men la ilahe illa hû.” (Ramazanın onbeşinden sonra, “merhaben, merhaben…” yerine “elveda, elveda…” denir.)

Her dört rekatta selam verince şu dua okunur:

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Âli seyyidina Muhammed. Biadedi külli dain ve devain ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesira.”

Teravih bitince de yukarıdaki dua üç defa okunur ve üçüncüsünde (kesira) yerine (kesiran kesira) denir. Devamında da şu dua okunur:

“Ya Hannan, ya Mennan, ya Deyyan, ya Burhan. Ya Zel-fadlı vel-ihsan nercül-afve vel gufran. Vec’al-na min utekai şehr-i ramezan bi hurmetil Kur’ân.”

Allahü teala, cümlemizi ramazan-ı şerifin feyzinden ve bereketinden istifade edenlerden eylesin. Âmin…

Allah rızka kefildir

Allah rızka kefildir



Bağdat evliyâsından Ebû Bekr-i Şiblî hazretlerinin huzûruna bir gün bir kimse geldi.

Ve arz etti ki:

“Efendim sıkıntıdayım.

“Hayrola nedir sıkıntın?”

“Geçim derdine düştüm. Zîra aile efrâdımız kalabalık, ne yapacağımı şaşırmış hâldeyim” dedi.

Buyurdu ki:

“Çâresi kolay.”

Adam sevindi;

“Nasıl kolay efendim?”

“Şöyle ki; Evine döndüğünde dikkat et, aile efrâdının rızıkları Allah’a mı bağlıdır, sana mı? Hangisinin rızkı sana bağlıysa onu çıkar evden. Böylece mevcut azalır, geçiminiz rahatlar” buyurdu.

Adam dinliyordu…

Şöyle devam etti:

“Kimlerin rızkını da Allahü teâlâya bağlı görürsen, onlara dokunma. Seninle alâkalı değil çünkü.”

Adamın hoşuna gitti.

Hattâ değişti bu fikri.

Ve bu büyük zâta;

“Hocam! Bir kitapta okumuştum. ‘Her mahlûkun rızkına Allahü teâlâ kefîldir’ diye yazıyordu. Gerçekten öyle midir?” dedi.

Büyük velî;

“Elbette” buyurdu

Ve ona sevgiyle bakıp;

“Bunu bildikten sonra niçin üzülüyorsun? Mâdemki Allah rızıklara kefîldir, senin ailene de gönderir, hattâ sen istemesen de gönderir. Ama senin vâsıtanla gönderir, öyleyse üzülmeyi bırak” buyurdu.

Orucun farzı üçtür

Orucun farzı üçtür



Tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan şeylerden sakınmak farzdır.

 

Sual: Namazın farzları olduğu gibi, orucun da farzları var mıdır?

Cevap: Orucun farzı üçtür bunlar:

1-Niyet etmek.

2-Niyeti, niyetin ilk ve son vakitleri arasında yapmak.

3-Fecr-i sâdık, yani tan yeri ağarmasından, güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan şeylerden sakınmaktır.

***

Sual: İftarda acele etmeli deniyor. Bu aceleden maksat nedir, ne yapılır ve nasıl hareket edilirse acele edilmiş olur?

Cevap: İftarı acele etmek ve sahuru, fecrin ağarmasından önce olmak şartı ile geciktirmek sünnettir. Resûlullah efendimiz, bu iki sünneti yapmaya çok dikkat ederdi. Dürerde deniyor ki:

“Seher vaktinde yenilen yemeğe sahur denir. Seher vakti, gecenin son altıda biridir.”

Sahuru geciktirmek ve iftarı çabuk yapmak, insanın aczini gösterdiği için sünnet olmuştur. İbadet, acz ve ihtiyacı göstermek demektir. Nûr-ül-îzâh kitabında;

“Bulutsuz gecelerde iftarı çabuk yapmak müstehabdır” deniyor. Bu kitabın şerhinde de;

“Bulutlu gecelerde orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranmalı yani iftarı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görünmeden önce iftar eden, acele etmiş olur” denilmektedir. Tahtâvîde ise;

“Orucu namazdan önce bozmak müstehabdır. Bahr kitabında ve ibni Âbidînde denildiği gibi, iftarda acele etmek, yıldızlar görülmeden önce, iftar etmek demektir” denilmektedir. Akşam namazını da, bu vakitte, yani erken kılmak müstehabdır. Güneşin battığı iyi anlaşılınca, önce Euzü ve Besmele okuyup;

(Allahümme yâ vâsi’al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb) denir. Bir iki lokma iftarlık yiyip;

(Zehebezzamâ vebtelletil-urûk ve sebe-tel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. Hurma veya su, zeytin yahut tuz ile iftar edilir. Sonra, camide veya evde, cemaatle akşam namazı kılınır. Bundan sonra, akşam yemeği yenir. Sofrada yemekleri yemek, bilhassa ramazanda uzun süreceğinden, akşam namazının erken kılınması ve yemeğin, acele etmeyerek, rahat yenmesi için, az bir şeyle iftar edip, yemeği duadan ve namazdan sonra yemelidir. Böylece, oruç erken bozulmuş, namaz da erken kılınmış olur. Yukarıdaki iftar duasının manası;

“Açlık zamanı bitti. Damarlarımızın suya kavuşması vakti geldi. İnşâallah sevap hasıl oldu” demektir.

Ramazan ayı, çok şereflidir

Ramazan ayı, çok şereflidir



Bu ayda iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Saygısızlık edenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

 

Ebû Nuaym Gazzî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 770 (m. 1368)’de Filistin’de Gazze’de doğdu, 822 (m. 1419)’de Mekke-i mükerremede vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:

Mübarek ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’an-ı kerim, ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır.

Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi. İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir. Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, “Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ” duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir. Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, “Özürsüz, ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz” buyuruldu. (Orucu kazaya bırakmayı mubah kılan dînî bir mazeret varsa, o zaman ramazan orucunu kazaya bırakmak günah olmaz.)

Mahir eller berberi...

Mahir eller berberi…



“Küçük olduğumuz için sakal tıraşı olmazdık. Ama sakal tıraşı olanları da sinema izler gibi izlerdik…”

 

Çocukluğumuzda bir berberimiz vardı. Adı Nizamettin Efendi idi. Kendisinin ilk zamanlar bir dükkânı yoktu. Cuma günleri pazar kurulduğu için Balaban’a gelirdi. Boş bir alana bir sandalye kordu. Bir aynayı da kerpiç duvara asardı. Malzemesi öyle çok değildi… Ortası oyuk bir leğendi. Halkın “ellân” dedikleri bu kap aslında içi beyaz çinko ile kaplı kenarları çatlamış paslı bir çinko leğendi…

Bir diğer malzemesi gemi çeliğinden yapıldığı söylenen usturasını arada bir şak şak ederek bilediği bir geniş bel kemeriydi. Halis manda derisindendi. Bir püsküllü tozluğu vardı. Bir içi su dolu ibrik ki buna da bizim orada “ıbrık” derlerdi. Tabii esas malzemeden birisi el ile tıkı tıkı çalıştırdığı mekanik tıraş makinasıydı. Maharetli elleriyle kullandığı usturasıydı.

Ara sıra bu asılı kayış kemerle usturasını bilerdi. Yanına vardığımızda bizleri iyi karşılardı. Sandalyeye oturanın önüne beyaz önlüğünü takarken ne tip tıraş olacağımızı sorardı. Biz de sanki modayı takip edermiş gibi o sorduğu için “ne tip tıraşlar var?” diye sorardık. O da hiç üşenmez her bir tıraş şeklini garsonun lokantada yemek çeşitleri saydığı gibi tek tek sayardı.

“Top ense var”, “yuvarlak ense var”, “balıksırtı var”, “kazkanadı var”, “alabros var” ve “Amerikan modeli var” derdi…

Bizler de birini seçerdik. Küçük olduğumuz için sakal tıraşı olmazdık. Ama sakal tıraşı olanları da bir sinema filmi heyecanıyla izlerdik. O çeneden başlayıp yanaklara doğru köpük köpük olan çehreler, arada bir serçe parmakla bıyıkların kenarlarına köpük taşırmalar, fırçayı ters döndürüp sürmeler oldukça keyifli bir seyirlikti.

Tıraş esnasında bazen el titremesinden mi, sivilceye denk gelmesinden mi kim bilir nedendir arada bir kan sızmalarına şahit olunurdu. Kanama başladığında ne çenesi kanayan müşteri telaşlanırdı ne berber Nizamettin Efendi… Kanayan yerlere şap sürerdi. Daha da durmadığında sigara kâğıdından kâğıt parçası yapıştırırdı. Yüzü kanayanların bir iki veya birkaç yerinde birden bu kâğıtlardan yapışmış hâlde epey zaman dururdu.

Hatta bu kâğıtları görenler bu kişinin az önce berberden çıktığını anlardı. O dönemlerde tütün kolonyası meşhurdu. Kolonya şişesinin ağzı çok açıldığı için otobüs usulü dökerdi ve bizleri kolonya dökerek uğurlardı.

Akşam olduğunda da malzemesini toplayıp çantasını omuzlayıp giderdi…

Yaşar Gönenç-İstanbul

Mektubat

Tam Ilmihal

İslam Ahlakı

Namaz Kitabı

Hüseyin Hilmi Işık

button_HHI_Sesli2