384

Bunların hiç birinde mîzân kurulmaz. Ve hesâb sorulmaz. Bunlar, o gün Rablerinden mahcûbdurlar. Allahü teâlânın kelâmını onlara bir tercümân söyler. Çünki, bir kimse, nazar ve kelâm-ı ilâhîye mazhar olursa, o kimse azâb olunmaz.

Bundan sonra, Mûsâ aleyhisselâma nidâ olunur. Şiddetli rüzgârda yapraklar nasıl titrerse, öyle titreyerek gelir. Cenâb-ı Hak, ona hitâben: (Yâ Mûsâ! Cebrâîl sana risâletini ve Tevrâtı kavmine teblîg etdiğine şehâdet ediyor) buyurur. Mûsâ aleyhisselâm, (Evet yâ Rabbî) der. (Öyle ise, minberine çık! Sana vahy olunan şeyleri oku!) buyurulur. Mûsâ aleyhisselâm, minbere çıkar, okur. Herkes kendi mevkı’inde sükût ederler. Tevrâtı dahâ yeni nâzil olmuş gibi okur. Yehûdî âlimleri, sanki bundan evvel, Tevrâtı hiç görmemişler, bilmemişler gibi olurlar.

Sonra da, Dâvüd aleyhisselâma nidâ olunur. Bu da, sanki şiddetli rüzgârda yaprak titrer gibi, son derece titreyerek gelir.

Allahü teâlâ: (Yâ Dâvüd! Cibrîl “aleyhisselâm” Zebûru ümmetine teblîg etdiğine şehâdet ediyor) deyince, Dâvüd aleyhisselâm, (Evet yâ Rabbî!) der. Cenâb-ı Hak,(Minberine çık ve sana vahy olunan şeyi tilâvet eyle) buyurur. Dâvüd aleyhisselâm minbere çıkar. Güzel sesle Zebûr-u şerîfi okur. Hadîs-i şerîfde bildirildi ki, Dâvüd aleyhisselâm Cennet ehlinin münâdîsidir. [Dâvüd aleyhisselâmın sesi çok güzel ve gür idi.] Nidâ edince sesini tâbüt-i sekînenin imâmı işitir ve cemâ’atin içine girerek safları yararak, Dâvüd aleyhisselâmın yanına gelir. Ona sarılır. Der ki: (Sana Zebûr va’z vermedi mi ki, benim için yanlış niyyet etdin?). Hazret-i Dâvüd, çok utanır, sıkılır. Cevâb veremez. Arasât ızdırâba gelir. İnsanlar Dâvüd aleyhisselâmdan gördüğü hâllerden dolayı çok üzüntülü olurlar. Bundan sonra Dâvüd aleyhisselâma sarılıp, huzûr-i Mevlâya çıkarır. Üzerlerine perde iner. Tâbütün imâmı der ki: (Yâ Rabbî! Dâvüd aleyhisselâmın hürmetine bana rahmet eyle ki, bu beni harbe gönderdi. Hattâ öldürüldüm. Nikâh etmek istediğim hâtunu kendine almak istedi. Hâlbuki o zemân bundan başka, doksandokuz hâtunu vardı). Allahü teâlâ, Dâvüd aleyhisselâma sorar, (Yâ Dâvüd! Bunun sözü doğru mudur?) buyurur. Dâvüd aleyhisselâm utancından ve Allahü teâlânın azâbı korkusundan, mağfiret va’dini ricâ ederek, başını aşağı eğer. Zîrâ, insan birşeyden korkar ve mahcûb olursa, başını önüne eğer. Birşey umar ve ricâ ederse, başını yukarı kaldırır. Bu vakt, Allahü teâlâ tâbütün imâmı olan zâta buyurur ki: (Ben, buna mukâbil, sana köşk ve vildândan şu kadar, bu kadar şey verdim. Râzı mısın?) O zât da: (Râzıyım yâ Rabbî) der.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.