401

Bunun için, Eshâb-ı kirâmın yolu, çabuk kavuşdurmakdadır. Feyz almakda, genc, ihtiyâr, sabî, diri ve ölü müsâvîdirler. Nihâyetde ihsân edilenler, bu yolda, başlangıçda da verilir. Bu yolun riyâzeti, sünnet-i seniyyeye yapışmak, bid’atlerden sakınmak ve mürşid-i kâmili sevmekdir. Hâce Ubeydullah-i Ahrâr 895 [m. 1490] de Semerkandda vefât etdi. Buyurdu ki, (Bu yoldaki sâliklerin i’tikâdları, Ehl-i sünnet ve cemâ’at i’tikâdıdır. Riyâzetleri, ahkâm-ı islâmiyyeye uymakdır. İbâdet etmiyenlere feyz gelmez. Bunlar terakkî edemez. Bu yolun nihâyeti, mahlûkları unutup, devâmlı huzûr-i ilâhîdir. Aşırı muhabbet ve cezbe olmadan, bu se’âdete kavuşulamaz. Kavuşduran en kuvvetli vâsıta, sohbetdir). Bîçâre insan, dünyâ zevkleri, nefsin arzûları bataklığındadır. Kalbin, rûhun zevklerinden haberi yokdur. Münâsebet [bağlantı] olmadıkca, Hak teâlâdan feyz almak mümkin değildir. Allahü teâlâ, feyzlerini, Resûlullah vâsıtası ile göndermekdedir. Resûlullahın mübârek kalbinden her an fışkıran feyzleri, alabilip, etrâfa saçabilen âlim lâzımdır. İnsanın kalbini onun kalbine bağlayan vâsıta, ona muhabbetdir, onu çok sevmekdir. Muhabbet, edeblere riâyet ve ibâdetlerde, âdetlerde ve edeblerde ona tâbi’ olmakdır. Bunların en te’sîrlisi, Râbıta yapmakdır. [Râbıta, Ehl-i sünnet âliminin şeklini, sûretini hâtırlamakdır.] Râbıta kuvvetli olunca her bakdığı yerde, onu görür. Allahü teâlânın rızâsına [sevgisine] kavuşmak istiyenin, niyyetinin, maksadının hâlis olması lâzımdır. Yalnız Onun rızâsını istemesi, Ona kavuşduran vâsıtayı bulup, yalnız Ona bağlanması lâzımdır. Tealluk etdiği, [bağlandığı] kimseler, artdıkca, talebde ve ilmde ve muhabbetde vahdetden ayrıldıkca, hakîkî vâhidden mahrûm kalır. Kesretden [mahlûklardan] uzaklaşdıkça, hakîkî vahdete yaklaşır. [Mahlûklardan] uzaklaşmağa çalışan, henüz yoldadır. Kesretden kurtulan, ya’nî mâ-sivâyı [mahlûkları] görmekden, bilmekden ve sevmekden halâs olan, hakîkate vâsıl olur. Kalbin mâ-sivâyı nisyânı öyle olur ki, hâtırlamak için, kendini senelerce zorlasa, müyesser olmaz. Buna(Fenâ-yı kalb) denir. Bu fânilik, kemâlât-i vilâyetin birinci derecesidir.

[İhsân eden, iyilik eden sevilir. Hadîs-i şerîfde, (İhsân sâhibini sevmek, insânların yaratılışında vardır) buyuruldu. Bütün iyilikleri yaratan, insana, can, mal, sıhhat veren, zararlardan, korkulardan koruyan, Allahü teâlâyı sevmek insanlık îcâbıdır. Sevmenin üç alâmeti vardır: 1- Onu sevenleri sevmek, 2- Ona itâ’at etmek, 3- Onu, dil ile, beden ile övmek. Bunlardan ikincisine (Şükr), üçüncüsüne (Hamd) etmek denir. Onu sevenleri, O da sever. İhsânlarını artdırır. Allahü teâlânın sevgisini kazanmağa çalışana (Sâlih kul) denir. Bu sevgiyi kazanmış olana (Velî) denir.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.