384

(Bu bilinen nemâz, câhil halk için emr olunmuşdur. Sâf, temiz, yükselmiş insanların ibâdetleri [nemâzları], zikr ve tefekkürdür. İnsanın bütün zerreleri ve bütün eşyâ, her an zikr, ibâdet yapmakdadır. İnsan bunu anlamasa da, böyledir. İslâmiyyet, aklı az olanlar için gönderilmişdir. Böylece, fesâd çıkarmaları önlenmişdir) gibi lâflar, câhillerin ve aklı az olan mezhebsizlerin sözleridir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, nemâzın dînin direği olduğunu bildirdi. (Nemâz kılan, din binâsını yapmışdır. Nemâz kılmıyan, dînini yıkmışdır. Nemâz, mü’minin mi’râcıdır) buyurdu. Râhatını, huzûrunu nemâzda bildi. Nemâzdaki yakınlık, başka şeylerde bulunmaz. Hadîs-i şerîfde, (Allah ile kul arasındaki perdeler, ancak nemâzda kaldırılır) buyuruldu. Her kemâl, (İslâmiyyete) ya’nî (Ahkâm-ı islâmiyye)ye uymakla hâsıl olur. Bu ahkâmdan, ya’nî emr ve yasaklardan ayrılan, yoldan sapar. Se’âdete kavuşamaz. Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler, bu ahkâma uymağı emr ediyorlar. Doğru yol, Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin gösterdiği yoldur. Başka yollar, şeytânların yollarıdır. Abdüllah ibni Mes’ûd diyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir doğru çizdi. (Bu, insanı Allahın rızâsına kavuşduran tek doğru yoldur) dedi. Sonra bunun sağına, soluna [balık kılçığı gibi] çizgiler çizip, (Bunlar da, şeytânların yollarıdır. Herbirinde bulunan şeytân, kendine çağırır) buyurdu ve (Bu, doğru olan yolumdur. Buna geliniz!) âyet-i kerîmesini okudu.

Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” sözbirliği ile bildirdikleri ve islâm âlimlerinin bizlere ulaşdırdıkları bilgiler, şunun bunun düşünceleri ile, hayâlleri ile yok edilemez.

Ondördüncü asrın müceddidi, zâhir ve bâtın ilmlerinin hazînesi, seyyid Abdülhakîm Efendinin “rahmetullahi aleyh”[1] (Er-riyâdut-tesavvufiyye) kitâbı, tesavvufun, ta’rîfini, târîhini, mevzû’unu ve ıstılâhlarını gâyet vecîz olarak yazmakdadır. Kitâb, türkçe olup, 1341 [m. 1923] senesinde, İstanbulda, Harbiyye mektebi matba’asında basılmışdır. Önsözünde diyor ki:

Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbetinde bulunmakdan dahâ şerefli, dahâ kıymetli bir üstünlük olmadığı için, bu şerefe kavuşanlara (Sahâbe) denildi. Onlardan sonra gelenlere, onlara tâbi’ oldukları için (Tâbi’în), bunlardan sonra gelenlere de, (Etbâ’ı tâbi’în)denildi. Dahâ sonra, din işlerinde yükselmiş olanlara, (Zühhâd) ve (Ubbâd) denildi.

[1] Abdülhakîm Arvâsî 1362 [m. 1943] de Ankarada vefât etdi.

Sesli Okuma
DEVAMBİTİR
(1/5) Okuma ayarları →

(2/5) Kitap ve sayfa numarası seçimi

(3/5) Bölümler arasında dinamik geçiş

(4/5) Önceki veya sonraki bölüm ve sayfalar
(5/5) Sesli okuma ve yazı takibi
15 saniye geri alabilme.